Otomobiller insanlar tarafından kullanılıyor. Dolayısıyla hiçbir zaman tamamen güvenli olamayacaklar, ya da mutlak güvenlik sağlayamayacaklar.
Bir kazanın meydana gelmesini önlemek için esasen iki temel aşama var. Bunlar; öngörmek ve düzeltmek. Eğer sürücü dikkatsiz ve bilinçsiz ise, bu aşamalar otomatik olarak ortadan kalkıyor ve kazanın meydana gelmesi kolaylaşıyor. Buradan sonra da otomobillerin sahip olduğu “koruma” özellikleri devreye giriyor. Önceki yıllarda yapılan geliştirmeler genellikle otomobillerin kaza anında koruma seviyelerini artıracak geliştirmeler ve çalışmalar üzerine yoğunlaşmıştı. Günümüzde ise bu çalışmalar yerini, kazanın meydana gelmesini önlemek ve daha güvenli bir yolculuk için yapılan çalışmalara bıraktı.
Günümüzde radar teknolojisinin ilerlemesi ve otomobillerde de kullanılmaya başlanması sayesinde hız sabitleyiciler artık “adaptif hız sabitleyici” olarak önlerinde akan trafiği “görebiliyor” ve buna göre otomobilin hızını ayarlayarak güvenli bir sürüş mesafesi bırakabiliyor. Bu teknolojinin bir ileri seviyesi ise “önünde akan trafiği gören otomobiller”. Bu sistem, sürekli radar ile önünüzde ilerleyen trafiği kontrol ediyor ve önünüzde aniden duran bir araç olduğunda en iyi duruş için maksimum fren gücünü hazırlıyor, eğer siz frene basmazsanız kendisi fren yaparak çarpışma şiddetini azaltıyor.
Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) göre trafik kazaları bugün dünyada 8. ölüm sebebi. 2020 yılındaysa bunun 3. ölüm nedeni olacağını tahmin ediyor. Meydana gelen kazalarının yüzde 80’i ise insan hatasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla günümüzde büyük otomobil firmaları güvenlikle ilgili çalışmalarını “kazanın oluşunu önlemek” üzerine odaklamış durumda.
Kazanın meydana gelişini engellemek için geliştirilen teknolojiler, aslında günümüzde pek çok otomobilin standart donanımında yer alan ve bizim farkında olmadan kullandığımız teknolojilerden meydana geliyor. Örnek olarak; araca bindiğimizde emniyet kemerini takmamızı hatırlatan sesli ve görsel kemer ikazı, viraj farları, xenon farlar ve lastik basınç kontrol sistemlerinin yanında otomatik olarak devreye giren ve sizin sürüşe odaklanmanızı sağlayarak sürüş güvenliğini artıran otomatik yanan farlar, otomatik devreye giren silecekler, hız sabitleyici ve hız sınırlayıcı gibi teknolojiler sürüş sırasında konforu artırmanın yanında bizim “ön görü”müzü artırarak aslında sürüş güvenliğini yükselten teknolojiler.
Acil durumda tepkime süresini kısaltan ve zaman kaybını ortadan kaldıran, böylece duruş mesafesinde büyük kazançlar sağlayan acil fren destek sistemleri, aracın dengesi bozulduğunda devreye giren elektronik denge sistemleri (ESP, DSC, VDC, VSC, ESC) olası kaza riskini ortadan kaldırmakta ve hatayı “düzeltme”kte oldukça başarılılar. Çünkü trafik kazalarının meydana gelmesinde yüzde 30 ile sürücülerin tehlikeyi yanlış algılamaları, yüzde 20 ile tehlikeye uygun olmayan karar verme ve yanlış eylem ve yüzde 20 oranında da yanlış değerlendirme sebep oluyor.
Eğer kaza kaçınılmaz ise otomobil, sahip olduğu pasif güvenlik önlemleri olarak bilinen programlanmış darbe emişli gövde yapısı, ön, yan, kafa, perde, diz hava yastıkları ve aktif gergili emniyet kemerleri devreye girerek “koruma” görevini yerine getirip yolcularını koruyor.
Bütün bu teknolojik gelişmeler trafik kazalarında ölen insan sayısını azaltmak için yapılıyor. Son dönemde verimliliği daha çok ortaya çıkan bir konu ise “bilinçlendirmek”. Otomobil firmaları gün geçtikçe sürücülerin eğitiminin daha verimli bir güvenlik önlemi olduğunu keşfetti. Bunun için de henüz çocuk yaşta başlayarak trafik eğitimi verilmesi için farklı projelere imza atıyorlar; Renault 6 yıldır Türkiye’de “Sokakta İlk Adımlar Yol Güvenliği Eğitim Projesi”ni yürütürken, BP ise “BP Yol Emniyeti Çocuk Tiyatrosu” ile 10 yılı aşkın süredir çocukları hem eğlendiriyor hem de eğitiyor.
Faruk ŞAHİN